O an onu gördüm.

Dev\let Taksim edilmek isteniyor

Yazının başlığına elbette döneceğim. Az sabır!

İstanbul'un en göz alıcı AVM'lerinden birindeydim.

Otoparka aracımı park edip, yürüyen merdivenlere yöneldim.

O an onu gördüm.

O zamanlar sakalı, bıyığı yoktu.

Başı yine kel, gözleri şimdiki gibi maviydi!

Limitleri zorlayan büyüklükteki cüsseli bir 4x4'ten inip, o da yürüyen merdivenlere yöneldi.

Benimkisi merak işte, “Acaba burada ne işi var bu artistin?” diye düşündüm.

Sorumun cevabını kısa bir araştırmanın ardından buldum.

Meğerse o artist o alışveriş merkezinin rezidans kısmında mukimmiş!

Kim mi dediniz bu artist?

Şimdilerde sakalı boyunu geçmek üzere olan muhteşem dizinin muhteşem karakteri!

Kim mi dediniz bu artisti?

İş Bankası reklamı ile köşe olup “kapitalizmin” bütün nimetlerini “höpleterek” götüren Mehmet Ali Alabora'nın “Mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş. Sen hala anlamadın mı?” twitine “Âlaaaa” nidalarıyla karşılık verip kendini Taksim Meydanı'na atan artist.

Kim mi dediniz bu artist?

Kalabalığın önünde yürüyerek amacı çoktan “ağaç eyleminin” ötesine geçmiş ve “hükümet devirme tekniklerinin” devreye girdiği atmosferde “gazlayan” mavi gözlü astist.

Çevreye yaydığı gaz ile büyük zarar veren 4x4'lere binen bir artist. Hani şu masumane şehir SUV'u filan de değil bindiği araç..!

Riya böyle bir şey işte.

Çevreyi kirleteceksin, ama “ağaç eyleminde” önde yürüyeceksin.

Kahrolsun kapitalizm nidaları ve “devrim şarkıları” söyleyenlerle kol kola yürüyeceksin ama kapitalizmin kalesi bankaların reklamlarında oynayıp bir çuval parayı götüreceksin..!

Amerikan emperyalizmine laf söyleyeceksin, Amerika'dan bir “ses” gelsin diye yönünü Washington'a döneceksin..!

Taksim olaylarında oraya “ağaçlara dokunulmasın”, “Gezi Parkı'nın yerine AVM yapılmasın” diyerek giden gerçekten samimi hislerle gidenlerin yaşadığı “hicranı” birkaç örnekle aktarabilirim, ama yeri değil.

Sırrı Süreyya Önder'in ağaç nöbeti, evrilip “Hükümet devirme teknikleri”ne dönüştüyse eğer…

Sadece bilinmeli ki, masum ağaç eylemi, uluslararası tröstlerin, yabancı servislerin ve devlet için iktidar kavgasına tutuşan yapıların dümen suyuna girmiştir..!

Bu savımı destekleyen o kadar argüman var ki ortada..!

Polise söz söyleyen de onu savunan da…

Mahkeme kararının Cuma akşamı alelacele verilmesi de…

Mahkeme kararından sonra iktidar partisinin yönetici ve bakanlarının hızlıca topa girmesi de…

Amerika'nın üst üste 3 açıklama ile Taksim meselesine dahil olması da…

Çok uluslu şirketlerin reklam ajanslarının televizyon ve gazete reklam rezervasyonları nı “Taksim'e yeterince duyarlı olunmadı” gerekçesiyle iptal etmesi de benim şüphelerimi güçlendiriyor.

Basiret ve sağduyudan bahsediyor herkes.

Oysa biraz daha geriye gidip…

Reyhanlı'da 52 kişinin ölümüyle sonuçlanan çifte saldırı öncesi ve sonrasında yaşananlara.

Beyaz Saray'ın Kırmızı Oda'sında Başbakan Erdoğan ile Obama arasındaki görüşmeye…

3'ncü köprünün isminin Yavuz Sultan Selim olarak açıklanmasından sonraki tartışmalara…

İçki satışını düzenleyen yasanın Meclis'ten geçmesinden sonraki “algı yönetimi”nin nereye evrildiğine…

Bakılsaydı eğer..!

Hazreti Peygamber şöyle der, “Kuzuyu güden, kurdu düşünmek zorundadır!”

Yöneticilerimiz , memleketin koç postuna bürünmüş yaşlı kurtlarını unutmuş görünüyordu..!

Oysa en iyi onlar biliyor olmalı, Türkiye Cumhuriyeti'nin genlerinden yabancı unsurların olduğunu!

Baka kalmak böyle bir şey!

Devleti Taksim'de taksim etmek istiyorlar!

Ya devlet başa ya kuzgun leşe!

Kalın sağlıcakla.



Yorum Gönder