Ana içeriğe atla

Yolsuzluk operasyonunda ABD etkisi var mı? Soygunculara Sessiz kalmak gormezden gelmek haksizlik olur.

Selamun Aleykum ve rahmetullah Kardeslerim Sayfalarimizda bu tip haberler yazmiyorum lakin bu Soygunculara Sessiz kalmak gormezden gelmek haksizlik olur.
AK Parti ve iktidar yakın bazı basın organlarının, Türkiye'deki son yolsuzluk operasyonu ve gözaltıları, Gezi döneminde olduğu gibi yabancı bazı güçlere bağlaması dikkat çekti.

Emniyette görevden almalar: 'Polis ve yargı paylaşılmış' mı?

Salı sabaha karşı başlayan yolsuzluk operasyonu bugün beş emniyet müdürünün görevden alınması ve iki ek savcının atanmasıyla yeni bir boyut kazandı. 

 "Bu ortamda görevden alınmalar halk nezdinde şüpheleri de beraberinde getirir. Halkın, iktidara karşı güven duygusunu zayıflatır. Hukuk kuralları çerçevesinde değerlendirildiğinde hukukun dışına çıkıldığını gösterir."
Operasyondan dolayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nı ve polis teşkilatını kutlamak gerektiğini özellikle belirtmeliyiz, "Operasyondaki iddialar, halk nezdinde de konuşuluyor ve roman yazılacak hale gelmişti. Öyle anlıyorum ki savcılık da kendisine gelen bu bilgilerin ağırlığı içerisinde bu çalışmayı başlatmış ve neticelendirmiş vaziyette."
İktidarın ise bu çalışmanın önünü açması gerekti ''Açabilir mi?'' sorusunu, "Öyle bir şansı yok" diye yanıtlıyoruz.
Operasyonun cemaat çatışması gibi gösterilmek istendi, "Cemaatin bu şekilde güçlenmesinin sebebi de bu iktidar. Ortada ise bir kirlilik, yolsuzluk var. Bu da göstermiştir ki Türkiye yönetilememektedir. Kurumlardaki güven duygusu çökmüştür.'' 
Selamun Aleykum ve rahmetullah Kardeslerim Sayfalarimizda bu tip haberler yazmiyorum lakin bu Soygunculara Sessiz kalmak gormezden gelmek haksizlik olur.
Selamun Aleykum ve rahmetullah Kardeslerim
Sayfalarimizda bu tip haberler yazmiyorum
lakin bu 
Soygunculara Sessiz kalmak gormezden gelmek haksizlik olur.

ABD Dışişleri operasyonu yakından takip ediyor


Özellikle ABD Kongre’sindeki 47 milletvekilinin Nisan ayında yazdıkları bir mektupla Halk Bankası hakkındaki iddiaları hem ABD Dışişleri Bakanlığı’na hem de Hazine Bakanlığı’na sorması, 17 Aralık operasyonlarının da Halk Bankası’na odaklanmış olması, muhafazakâr bazı Türk basın organları tarafından Washington’ın ve diğer bazı yabancı başkentlerin bu operasyonlarda etkisinin olup olmadığının sorgulanmasına neden oldu.
ABD’li milletvekilleri o mektupta kısaca, Halkbank'ın İran'a yaptığı altın ihracının incelenmesi istenmişti.Bu talebin de İran'a uygulanan ambargoları sıkılaştırmak ve ayrıca terörist faaliyetlerin finansını durdurmak için yapılması gerektiği kaydedilmişti
ABD Dışişleri Bakanlığı da, konuyla ilgili olarak günlük basın toplantılarında sorulan sorulara karşılık, rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu yakından takip ettiklerini açıkladı.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf gelişmeyle ilgili medyadan çıkan haberleri gördüklerini dile getirdi.
Gözaltına alınan isimlerin yolsuzluk iddiaları ile suçlandığını ifade eden Harf, “Gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Bu konuda özel bir yorumumuz yok” dedi.
Harf, Türkiye'nin yargı sisteminde şeffaflık, zamanlılık ve adalet için en yüksek standartları karşılamasını beklediğimizi tekrarlamak isteriz" şeklinde konuştu.
Bu gelişmeler ışığında, ABD Dışişleri Bakanlığının şimdilik Türkiye’de hızla gelişen yolsuzluk ve rüşvet olaylarını izlemeyi tercih ettiği görülüyor.

Halk Bankası’na yoğun eleştiri

Sadece Amerikan Kongresi değil, Halk Bankası’nın İran ile ilişkileri, Hindistan gibi bazı ülkelerin İran’a enerji ödemelerini yine bu banka üzerinden yapması, Amerikalı yetkililerin de Halk Bankası’nın faaliyetlerini sıkça şikayet etmesine yol açıyordu.
Şu anki ABD Hazine Bakanlığı’nın Terörizm ve Finansal İstihbaratından sorumlu müsteşarı David S. Cohen ve selefi Stuart A. Levey’nin Türkiye’ye yaptıkları ziyaretlerde başta Halk Bankası olmak üzere Türkiye’deki diğer finansal kurumlara, İran ile finansal ilişkilerinin, kendileri için ABD’nin finansal sisteminden izole etme riski taşıdığı yolundaki ikazları, hem Amerikan hem de Türk gazetelerine yansımıştı.
Washington’da konuyla ilgili belki de en çok inceleme kaleme alan uzmanlardan birisi Jonathan Schanzer.

Schanzer, hem İran ambargoları hem de terörizm konularında uzman olarak ‘Demokrasileri Koruma Vakfı’ adlı muhafazakâr düşünce kuruluşunda çalışmalar yapıyor.
Daha önce ABD Hazine Bakanlığında terörizm finans analisti olarak çalışmış Schanzer, Türkiye’nin ‘illegal finansal işlemlerle ilgili olarak ciddi bir problem haline gelmesi geçen yılın başlarına rastlar, ve aylardır büyüyerek devam ediyordu’ dedi.
‘Türkiye’nin, terör-finans konularında uluslararası normlara uymuyor’ eleştirisi
Schanzer, Türkiye’nin İran ile olduğu kadar Hamas örgütü ile olan parasal ilişkilerine de dikkat çeken yazılar yazdığı için Türkiye’de, özellikle Gezi protestoları döneminde Türkiye’nin aleyhine yayın yapan figürlerden biri olarak bazı medya organlarında hedefe oturtulmuştu.
Schanzer, yolsuzluk davalarının Gülen Cemaati ile AKP hükümeti arasında yaşanan bir kavganın sonucu olduğu hakkında yorum ve haberleri basından takip ettiğini ifade ederken, Türkiye’de özellikle son yıllarda sayısı hızla artan İranlı şirketlerin 2000’i aştığını ve bunun para aklamaktan başlayarak birçok şüpheyi üstüne çektiğini iddia ediyor.
Schanzer, Türkiye’nin sadece İran ile yaptığı altın ticareti ile değil, son zamanlarda Suriye’nin kuzeyindeki Cihatçı gruplara yardım ettiği iddiaları, Hamas’ın bazı üst düzey figürlerine ev sahipliği yapması gibi konularla da, ‘finansın merkezi’ olarak algılanmaya başladığını işaret etti.
Schanzer ayrıca Türkiye’nin böyle bir merkez haline gelme nedenlerinden bir başkasının, Suudi Arabistanlı işadamı Yasin El Kadı’nın Türkiye’de başta BİM süpermarketler zinciri ortağı olmak üzere, birçok üst düzey AK Parti yetkilisi ile yakın ilişkiler içinde olduğunun bilinmesi olduğunu ifade etti.
Schanzer, bu kişinin El Kaide’ye finansal yardım yapmaktan ABD’de ‘özel olarak tanınmış global terörist’ sınıfında olduğunu hatırlattı.
Türkiye’nin, terör-finans konularında uluslararası normlara uymadığının altını çizen Schanzer, şu anda yaşanan yolsuzluk olaylarının bu konuda bir ‘katalizör’ fonksiyonu görerek, Ankara’nın bundan sonra yeni bir sayfa açmasını umut ettiğini söyledi.
 Bizi takip edin

Schanzer: Kimse kimsenin hükümetini alaşağı etmeye çalışmıyor

Schanzer’e göre, Türkiye’deki bu yolsuzluk baskınlarının AK Parti hükümetine karşı İsrail, CIA veya kendisinin de içinde bulunduğu bir grup veya başka gruplar tarafından kasten organize edilip edilmediği hakkındaki şüpheleri ilettik.
Schanzer bununla ilgili şunları söyledi:
“Kimse kimsenin hükümetini alaşağı etmeye çalışmıyor. Halk Bankası ve altın ticareti ile ilgili haberler ilk olarak Türk basınında çıktı."
"ABD yetkilileri de yıllarca Türkiye’ye bir müttefik olarak, karşılıklı saygı çerçevesinde, kapalı kapılar arkasında yapılanın yanlışlığını anlattı. Onun yerine Ankara bu problemlerin giderek artmasına göz yumdu."
"İran ile altın ticareti ayrıca uluslararası toplumun İran’a uygulamaya çalıştığı ambargoları doğrudan aykırı olmasa da, ruhuna da aykırı idi. Buna rağmen ABD, Halk Bankası’na ambargo koyma yoluna gitmedi.”

'İstanbul Emniyeti'nde beş müdür görevden alındı'

Türkiye medyasında yer alan haberlere göre İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde beş şube müdürü görevden alındı.
Hürriyet gazetesi görevden alınan müdürler arasında İstanbul'daki yolsuzluk operasyonunu yürüten kişilerin olduğunu yazdı.
Gazetede yer alan habere göre, görevlerinden alınan isimler Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı, Kaçakçılık Şube Müdürü Tuğrul Turhal, Organize Şube Müdürü Nazmi Ardıç, Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse ve Asayiş Şube Müdürü Ertan Erçıktı.
Öte yandan sosyal medyada yer alan "HSYK'nın olağanüstü toplandığı, savcıların soruşturmadan alındığı" iddialarını yanıtlayan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, sürmekte olan yolsuzluk soruşturmasında savcıların görevden alınması yolunda bir çalışmanın olmadığını belirtti.
Radikal gazetesinin aktardığına göre, Ergin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini olağanüstü toplantıya çağırdığı haberlerini de yalanladı.






AK Parti ve iktidar yakın bazı basın organlarının, 
Türkiye'deki son yolsuzluk operasyonu ve gözaltıları, 
Gezi döneminde olduğu gibi yabancı bazı güçlere bağlaması dikkat çekti.





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vehbi Koc, Haim Nahum’un oğludur.

Vehbi Koc, Haim Nahum’un oğludur. Haim Nahum, Osmanlı Bankasından çaldığı paraları İsviçre’ye aktardı. Haim Nahum çaldığı paraların yarısını bir oğlu Bernar Nahum’a diğer yarısını da diğer oğlu Vehbi Koç’a verdi. Bernar Nahum ve Vehbi Koç o rtaklasa BEKO’yu kurdular. Vehbi Koç’un serveti, Osmanlı Parasıdır. ***** “Koç ve Doğramacı ailesini yakın izlemeye almak gerek.. Vehbi Koç kimdir? Bakarsınız ipin ucu Bandırma vapuruna kadar gider.. Bernard Nahum da çok önemli bir isim ve tabii Haim Nahum Efendi de öyle.. Koç deyince bugün akla Mustafa Koç, Rahmi Koç gelse de, aslında Koç ailesinin asıl önemli isimleri Kıraçlar. İnan Kıraç da damat..! Bu Hayim Nahum adı önemli.. Lozan’ın perde gerisindeki Siyonist o.. Türkiye’deki “Arap Düşmanı Kemalist Milliyetçilik”i n sponsoru da O. Daha sonra gitti Nasır’a danışman oldu, Arap Yahudilerini örgütledi ve Türk düşmanı Arap milliyetçiliğin in liderliğini üslendi..! Arap düşmanı Kemalist Türk milliyetçiliği fikrinin arkasında kimler vardı bakın bakal

israil’in 2. cumhurbaşkanı Atatürk’ün hocası Şemsi Efendinin oğlu

SABETAY ve PAKRADUNİ’ ler   Selanikli'nin yakın dostları TSK’nın hazırladığı “Atatürk Köşesi”nde Mustafa Kemal Paşa’nın boyunun 1.74 olduğu yazıyor. Bugüne kadar 1.68 olduğu biliniyordu.. Genelkurmay Başkanlığı Atatürk’ün boyunu açıklayarak tartışmalara son noktayı koydu. Genelkurmay Başkanlığı Atatürk’ün boyunun bilinenin aksine 1.68 değil, 1.74 olduğunu açıkladı. Atatürk’ün boyu 1.74 i ken, kilosu 74-76 arası, ayak numarasının da 42 olduğu açıklandı. Siz babasının adının Ali Rıza, annesinin adının Zübeyde olduğunu kabul etmeye devam edin ve tabii Selanik’te doğduğunu da! Resmi tarih iddiasını

Atatürk un SEVGILISI Fikriye nin intihar etmediği, öldürüldüğü kanaati güçlendi.

Hayatı gizemlerle dolu Fikriye’nin intihar etmediği, öldürüldüğü kanaati güçlendi. Yazar Fatih Bayhan tarafından yapılan çalışmada Fikriye’nin aynı zamanda Atatürk’ün imam nikâhlı eşi olduğu ve ondan çocuk aldırdığı iddia ediliyor.  Zübeyde, Makbule, Latife, Fikriye, Sabiha, Ülkü… Atatürk’ün kadınları. Anne, abla, eş, sevgili, evlatlık... Mustafa Kemal’in etrafındaki kadınların her biri ayrı bir araştırma konusu aslında. Latife Hanım ile Atatürk’ün ilişkisi sıradan bir karı-koca münasebeti değildi elbet. Gazi’nin etrafındaki kadınların çoğu güçlüydü şüphesiz. Ama Fikriye’nin durumu farklıydı. Mahzun, acılı, âşık, ihtiraslı, bir o kadar da çocuktu Fikriye. Zaten acılarla örülü hayatı da bunu gösteriyor. Fikriye yitik bir kadındı. Çünkü Atatürk’ün hayatının belki de en gizli kalan parçasıydı.  Atatürk ile Fikriye’nin ilişkisi nasıldı? Fikriye Köşk’te sıradan bir kadın mı yoksa Mustafa Kemal’in kalbindeki en derin yara mıydı? Fikriye intihar mı etti? Atatürk, Fikriye’ye dinî nikâh