Kruvasana Osmanlı katkısı

Kruvasana Osmanlı katkısı


"İtalyanların ulusal yemeği nedir?" diye sorsanız, çoğunluk hiç düşünmeden "Makarna!" diyecektir. Aynı soru Fransızlara sorulsa, onlar büyük olasılıkla onlar "croissant" diye yazdıkları, bizim pastacılık literatürümüze de "kruvasan" olarak giren bir çöreğin adını söyleyeceklerdir. Paris'te sabah kahvaltısı da veren bir barın önünden geçtiyseniz, büyük olasılıkla fırından yeni çıkan, yağlı hamurundan yapılmış kruvasan ile taze çekilmiş kahvenin insanın başını döndüren koku beraberliği ile tanışmışsınızdır. Nitekim bir Fransız için sabah keyfi, çanak büyüklüğünde bir fincan sütlü kahveye batırılarak yenen hilal şeklinde, tereyağlı taptaze kruvasandan ibarettir. Kruvasanın şatobriyan, makaron, fuagra gibi bir Fransız icadı olmadığını kim iddia edebilir? Çoğu Fransız kruvasanın ilk kez kendi ataları tarafından yapılmış bir çörek olduğunu sanır. Fransızları ve Fransız hayranlarını hayal kırıklığına uğratacağımı bile bile işin doğrusunu açıklayayım: Kruvasan bir Fransız çöreği değil. İlk kez Viyana'da ortaya çıkmış ve onun ilk yapılışı Osmanlı savaşlarıyla geçen 17. yüzyıla dayanıyor.
BİRÇOK EFSANE VAR
Bugün Türkleri Avrupa Birliği'nde görmek istemeyenlerin genlerinde, o dönemde yaşayan atalarından kendilerine kadar ulaşan, Türklerin bütün Avrupa'yı ele geçirmelerine ramak kaldığı 1529'daki birinci ve 1683'deki ikinci Viyana kuşatmalarının korkusu gizli. Özellikle ikinci kuşatmada kent sadece abluka altına alınmakla kalmadı. Tepeden tırnağa silahlı Osmanlı ordusu Viyana'nın dünyayla bağlantısını kestikten sonra, top ateşiyle kent surlarında gedikler açmaya da başladı. Viyana halkı kıtlık ve yorgunluktan bitkin düşmüş, cephaneleri iyice suyunu çekmişti. Batı dünyasının karabasanı gerçekleşiyordu; Türk orduları Hıristiyanlığın doğudaki son önemli üssünü ele geçiriyordu. Ama Viyana düşmedi. Polonya Kralı Jan Sobiyeski yönetimindeki Alman-Polonya kuvvetleri Köprülü Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu geri püskürttü. Buraya kadarı gerek bizde, gerekse Avrupa'nın bütün ülkelerinde tarih derslerinde öğretiliyor. Ancak kruvasanın tarihçesi bu kadar kesin değil. Daha doğrusu bu hilal şeklindeki çörekle ilgili birden çok efsane var; kimse tam olarak gerçeğin ne olduğunu bilmiyor. Ben sizlere onunla ilgili akla en yakın öyküleri aktarayım, artık hangisini daha çok yakıştırırsanız, o versiyonu kabul edin.
1. ÖYKÜ
Türkler Viyana'yı kuşattıklarında şehir surlarının altından bir tünel kazarlar, buradan gizlice içeri sızıp bir baskınla kenti ele geçirmeyi planlamaktadırlar. Viyana'nın sabaha kadar ekmek yapan fırıncıları gecenin sessizliğinde yeraltından sesler duyarlar ve nöbetçileri uyarırlar. Kuşatma kalktıktan sonra da fırıncılar bu olayın anısına Türk sancaklarındaki hilalden esinlenerek ay şeklinde çörek yapmaya başlarlar.
2. ÖYKÜ
Kuşatma sırasında kenti kurtarmak üzere gelmesi beklenen Polonya ordusuna bilgi götüren Sırp casusu Kolçinski, Osmanlı ordusunun geri çekilmesinden sonra Viyana'da açtığı kahvehanede ilk kruvasanı yapar.


3. ÖYKÜ
Viyanalı pasta ustası Leo Navrantil kuşatma sırasında Viyana'nın ilk kahvehanesini açar ve burada hilal şeklindeki ilk çöreği üretir.
4. ÖYKÜ
Kuşatmadan sonra Viyanalı fırıncı ustası Peter Wender, Osmanlı sancağındaki hilali alaya almak amacıyla onun hamurdan bir taklidini yapar. Ona bugün Avusturya'da kruvasan için kullanılmakta olan Kipferl adını verir.
5. ÖYKÜ
Hilal şeklinde çörek Viyana'da değil, yakınlardaki Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de ilk kez yapılmıştır. Görüldüğü gibi, bizim yoğurdumuzun, beyaz peynirimizin üstüne konanlar gibi kruvasana da sahip çıkanlar çok. Kuşkusuz kruvasanın geçmişine ilişkin daha başka öyküler de var. Ancak hemen bütün öyküler kaynak olarak Viyana'yı gösteriyor ve Osmanlı kuşatması bu kenti hedef aldığına göre, Osmanlı tehlikesinin kalkmasına en çok sevinenlerin de Viyanalılar olması doğal. Nitekim sadece kruvasan değil, ortası haşhaş tohumlu bugün bizde de satılan ayçöreği, yine hilal şeklindeki değişik hamur çeşitleriyle yapılan kurabiyeler 17. yüzyıldan sonra Viyana'dan Avrupa'nın diğer merkezlerine yayıldı. Öte yandan kahve gibi kaliteli kruvasanların yapıldığı milföy hamurunu da Viyanalılar büyük olasılıkla Türklerden öğrenmişlerdi. Kuşatmanın kalktığı 1683'ten 1770 yılına kadar Fransızların kruvasanla ilgileri yok. 1770'de Avusturya İmparatoriçesi Marie Theresa'nın 15. çocuğu Marie Antoinette, Fransız Veliahtı Louis August ile evlendi ve Paris'e taşındı. 1774'te ise Kral XV. Louis çiçek hastalığından ölünce, Marie'nin kocası XVI. Louis adıyla tahta çıktı. Avusturya asıllı yeni kraliçenin hilal şeklindeki çöreği önce Fransa saray çevrelerine tanıttığı konusunda tarihçiler görüş birliği içindeler. Buna önce Türk çöreği denmiş, ardından büyüyen ay anlamına gelen croissant olarak adlandırılmış. Kruvasan sadece sarayda sevilmekle kalmamış. Sıradan halk da onun bağımlısı olmuş. Bugün Fransız kahvaltısının simgesi haline gelen bu çöreği kendilerine armağan eden Avusturyalı prensese Fransa halkı teşekkürlerini nasıl ifade etti dersiniz? İhtilalde onu ve kocasını giyotine çıkarıp ikisinin de kellesini keserek!.. Kruvasanı sevseler de Avusturyalı gelinlerini sevememişti Fransızlar. Ne diyeyim, insanlar bazen nankör olabiliyor...


19.07.2009 Sabah Gazetesi,  Ahmet Örs


Yorum Gönder